Bir Deli Mavi

14 Şubat 2018 Çarşamba

Şubat 14, 2018

Bir Gün Göğü İkiye Yaracak Bu Hüzün

Bir Gün Göğü İkiye Yaracak Bu Hüzün
bir deli mavi, şiir, deneme, aşk şiiri, ayrılık

Unutmayı umduğun acıları taşıyorsun yüzünde,
Kimsenin sana bu nedenle kızamayacağı acıları,
Sonra bir yudum daha alıyorsun kirli kahve bardağına doldurduğun şaraptan,
Hüzünlüsün, ağlamaklı...
Sonraları öğreneceğin çok şey var, küçüksün.
Senden korkuyorlar, seni aşağıya çekmenin zorluğu belli.
Ve tabi yine o haklı ifaden.
Bir defa kırıldığında tekrar aynı acıları yaşamam bakışların.
Başkalarına olan güvensiz adımların,
Ama bilmiyorsun işte, küçüksün...
En fazla yaşayacağın acının ayrılık olacağını sanıyorsun.
Çok fazla aşk şiiri okumuş, fazla duygusalsın.
Fakat bilmiyorsun işte, okudukça anlayacak yaşadıkça öğreneceksin.
İç sesinle türlü sürtüşmeler olacak aranda...

Bir ara akıllandım, bir daha yapmam bile diyebilirsin.
Fakat o işler öyle değil artık.
Sen artık aynı kişi değilsin...
Bir hayatı bir paket sigara ile ölçülen bir kadın değilsin ki.
Sigara paketleri değişirken ardı ardına,
Acıların bir kısmını ufacık sigara paketine sığdırıp atan,
Bitmek bilmeyen sigara paketleri ile,
Yeniden doğan acılarını hafifletemezsin.
Aşık olduğunda hele ki...

Başarısız bir aşka uğradığında kalbin,
Sanıyorsun ki bu hayatın bitip gidecek.
Bir daha sevemeyeceksin eskisi gibi.
Ama öyle değil,
Bilmiyorsun, küçüksün işte. 
Biraz daha vakit var, öğreneceksin,
Öğrenmeye başladığında sakın bakma ardına,
Bu hayal kırıklığını kaldıramazsın.
Ardında onlarca adam gördüğünde kendine şaşıracaksın.
Çünkü sen de biliyorsun, artık biliyorsun.
Yalnızca sevgi denilen his kalacak aynı...

Sevdiğin onlarca adamı hatırlayacaksın,
Seviştiğin onlarca beden,
Kim olduklarını umursamayacaksın üstelik,
Bedenine sevgiyle dokunmadıkları  gelecek aklına,
Hatta bazılarının, yalnıza kadın oluşunla ilgilendiğini anımsayacaksın.
Belki de daha kötüsü...
Bir sigara daha yak...

Ben önceleri yakıştırmazdım kendime,
Şimdi sigara benimle daha bir anlamlı,
Bir paketin sonu geldiğinde, gün de bitiyor benim için.
Yeni güne yeni bir paketi açmamla başlıyorum.
Hiç bitmeyen ve sonu gelmeyecek bu sevgi arayışıma,
Daha da anlam dolu bakıyorum.  
Ve tabi daha da fazlası...

Ben kendimi söndürürcesine yürüdüğüm yağmurda,
Farketmeden basıp geçtiğim onlarca çukurun dışında arıyorum.
Yanılıyorum ve yanıldığımı eve dönünce ıslanan paçamdan anlıyorum.
Bana tutunup  gelen masum yağmuru göremiyorum bir türlü.
Bir süre daha görmek istemediğimden belki de...

7 Şubat 2018 Çarşamba

Şubat 07, 2018

Bilmediklerimden...

Bilmediklerimden...
deneme, aforizmalar, bir deli mavi


             ■Bir daha aynı hisseder miyim, kalbim yine aynı hızla atar mı bilmiyorum.

          ■Hayata hep bir adım geriden başlayan bir kadın, koşmaya cesaret eder mi?

          ■Zorlu merdivenler ile zirveye çıkanlar, asansöre binmek ister mi ?

          ■Dupduru bir denize, çamurlu ayaklarım ile basmaya cesaretim var mı?

          ■Kalbim paramparça olmuşken, aynı yolları, finali bile bile yürür müyüm?

          ■Pişmanlıklarımı "kendi seçimlerim" adını vererek mi saklıyorum?

          ■Hayatın bana mutlu olmam için hiç şans vermediğini düşündüğüm halde, neden halen mutluluk adı altında bir arayış içindeyim?

          ■Sevmek kalıplaşmış bir kaç cümleden mi oluşuyor gerçekten?

                           Az evvel en sevdiğim şiirlerimi yaktım...

        ■Şairin dediği "Ankara Diye İnsanlar Vardır" cümlesi neden bu kadar özel ki benim için?

         ■Takıntı haline getirip kendimi zorla aşık mı ediyorum?

         ■Bazı yazıların, bazı şiirlerin içinde kaybolup, kalbimin deli gibi çarpması ile uyanıyor olmam garip mi?

         ■Bir şairin sabaha az vakit kalmışken yazdığı bir şiir olmak istemem çok mu anormal?

          ■Her ay mutlaka bir gün İsmet Özel'in Amentü'sünü dinleyip uykuya dalmam normal mi?

         ■Din konusunu neden bu kadar araştırıyorum?

         ■Ellerim kanaya kanaya neden hayata tutunma çabasındayım?

         ■Nihayete ermiş bir umudun, ufak tefek kırıntıları ile yaşamak saçma mı?

         ■İçimde küçücük bir kız çocuğu varken, neden insanlara bu yüzümü göstermeye korkuyorum?
       
        Umutlarım o kadar hızla ölüyor ki, hayatın bana attığı bu kazığa yetişemiyorum. Şiirlerim sahibini arıyor, yazdığım her kelimenin sonunda bir damla kan gizli. Gözyaşlarım halen o çiçeği suluyor. Ve tüm günahların bedeli, tek gecelik o şarap şişesinde gizli. Ağırlaşan yükümü hafifletmek için saçlarımı kesiyorum halen. Bazı günlere hiç hakketmediği anlamlar yüklüyorum. Hüzünlüyüm beni ilk tanıdığın o gün ki gibi. Yazdığım yazılara ekliyorum seni yine farkında olmadan, adını halen büyük harfle yazıyorum. Ellerim yine soğuk, ellerim yine hüzünlü, ellerim... Ve bazen her şeyin güzel olacağı zamanları düşlüyorum. Ve seni halen...

20 Aralık 2017 Çarşamba

Aralık 20, 2017

Zulamdaki O Anı: Uzun Hikaye

Zulamdaki O Anı: Uzun Hikaye
deneme, öykü, bir deli mavi, blogger


        Kalktım, sanki dün gece bir şey olmuş gibi. Sanki yine dün gece ağlamışım gibi. Zaten az evvel alarmım çaldı. Bu saatte uyanmayı planlamışım meğer. Ama kime söz verdiğimi hatırlamıyorum. Kendime kahve yapmaya karar verdim. En azından o arada kime söz verdiysem beni arayıp hatırlatır. Ben de hasta olduğumu söyleyip planı ertelerim. Genelde aynı şeyleri yapıyorum. Kahvemi yine beni gün boyu ayakta tutacak kadar sert hazırlıyorum. Elime telefonumu alıp bir şeyler bulmak umuduyla karıştırmak istiyorum. Ama telefonum az evvel kapanmış. Sanki son görevi olan uyandırma işini yapıp uykuya dalmış. Bir anda kapının sesiyle irkildim.

         -Merhaba burası Güler Apartmanı mı?  
         +Evet buyurun, ne vardı? 
         -Zahide ve Ahmet Güler neyiniz oluyor? 
         +Annem ve babam, bir şey mi oldu, lafı gevelemeyin artık. 
         -Anne ve babanız 2 gün evvel bir kaza geçirdi ve vefat ettiler, bu kutuyu size iletmemi kardeşiniz istedi. Cenazeye gelmenizi istemediği için haber vermediğini söyledi. 
        +Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Ne diyorsunuz siz? Ne demek annen ve baban öldü ama ona son kez dokunmayın diye biz onu gömdük? Siz ne saçmalıyorsunuz? 

         O an kendimi tutamadım o adama kaç kez vurduğumu hatırlamıyorum. Tabi ben de kaç kez vuruldum. Ellerime baktım da neredeyse kanayacak o adamın vücudunda oluşan morlukları tahmin dahi edemem. Uyandım sonra... Neyse ki rüya imiş. Ama sürekli aynı şeyleri yaşıyor gibi de hissettim. Mutfağa geçtim, kaynaması için ocağa su bıraktım. Göz ucuyla kahveye baktım. Uyanıp kendime gelmek için içmek istiyordum ama kapı çalar diye de korkuyordum.

        Bir hışımla kalkıp dolabı açtım ve dolap kapağında duran votkadan aldım biraz. Tabi biraz da Red Bull. İçmeye niyetlendiğim anda kapı çaldı. Korku ile votkayı yere döktüm "kahretsin". Gidip sanki dökme sebebim kapıdaki adammışcasına bir sinirle açtım kapıyı. Adamı görünce tüm sinirim geçti. Kitap sipariş etmiştim onlar gelmiş.Epey bir sakinleştim. Bir anda telefonum çalınca ürktüm. Kapalı sanıyordum, sonra bir sakinlik... "sahi o rüyaydı" Ali abi arıyor...

       "Ali abiye asla yalan da söyleyemem ki ben ya." Telefonu açtığımda geç uyandığımı ama mutlaka sözümü tutup sahaf dükkanına uğrayacağımı söyledim. Sonra votka pisliklerini temizleyip odaya geçtim. Oda dünden kalan izler var gibi dağınıktı. Halen düne ait ne yaşadığımı bilmeden hazırlanmaya koyuldum, kışın makyaj yapmayı sevmediğim için çabucak hazırlandım. Tramvaya geçerken onu gördüm. Üzerini düzeltiyordu, beni görmedi. Zaten senelerdir görmüyor.

        Tramvay yaz kış demeden soğuğunu ve kalabalığını koruyordu. Bir koltuk boşaldı. Yaşlı amca bana geç otur kızım dese de "siz oturun lütfen benim 3 durağım kaldı" dedim. Bu tarz yalanlar günah mıdır acaba? Neyse yaşlı amca konuşmamızdan 7 durak sonra indi ve inerken bana gülümsüyordu. İnsanların bana gülümsediğini görmek kendimi zengin hissetmeme neden oluyor. Nihayet inebildim. Vapur saatine 1 dakika olduğu görünce koşmaya başladım.

        O an iskeleye vardığım anda uzaklaşan vapuru görünce gülmeye başladım. "o gemi burada bile gelmiyor, orada nah gelir" Anlamsızca gülüşüme delirmiş gibi bakan teyzeler ve amcalara rağmen kahkaha atmaya devam ediyordum. Sonra sakinleşip bir köşeye oturdum. Derin bir nefes çekip beklerken bir sonraki vapuru, dün gece olanları hatırlamaya başladım. Aniden kafama tonlarca ağırlıkta kayalar düştü. Bir anda o ağırlık altında ezildiğimi hissettim. Olaylar flaşlı kamera ile çekilmiş fotoğraflar gibi gözümün önüne geliyordu. Aniden ağlamanın önünü kesemedim.

        -Hanımefendi iyi misiniz?
        -Bir sorun yoktur umarım, şekeriniz mi düştü? 
           +Yok hayır, sorun yok iyiyim...

        Yavaş bir hamle ile ayağa kalktım, Vapura bindim. Dış kısımda oturmak için yerler yoktu, ayakta ve bu soğukta denize en yakın olduğum yere geçtim. Ki zaten bir ara deniz beni çağırıyor diye düşünüp atlamaya da karar verdim. Artık neredeyse ağlamıyordum. Dün gece benden vazgeçtiğini hatırladım. Bunu üstelik bana söylemeye dahi ihtiyaç duymamıştı. Vapurdan indim. Köşede Ali abi beni bekliyordu. Dükkana gelmemi beklememiş, muhtemelen başka bir plan bile yapmıştı. Onu görünce derin bir muhabbete düşeceğimizi biliyor gibiydim.

       Elinde bir tane karanfil vardı, ucunu koparıp dağınık saçlarımı kulağımın ardında toparladı. Ve elimi dahi sıkmadan, sarılmaya başladı. O an ellerim hava kalmış ne olduğunu anlamaya çalışırken sessizliğimi Ali abi bozdu. "vazgeçti değil mi seni beklemekten?" O an cevabımı ona sarılıp ağlamaya başlayarak vermiştim. Ellerimi ilk defa gözlerime götürmeden ağlamaya devam ettim bir süre. Ayırdı beni kendinden yine aynı sahil kenarına gittik. O ayarlarken oltasını "geçmeyecek, bitmeyecek bu acı ama hafifleyecek kızım" deyip duruyordu. Bense elimde telefon ile onun sosyal hesaplarına ulaşmaya çalışıp gururuma yediremiyor ve sürekli ağlıyordum. Çok geçmeden Ali abiden tepki geldi. 

        -Ne bekliyorsun, bu şekilde sana geri mi dönecek. Hadi döndü diyelim bir defa gitme cesareti göstermişken daha sonraları yine gider mi acaba deyip seni düşüncelere boğacak. Bu düşünce seli altında boğulup kalacaksın kızım. Ne kadar iyi yüzdüğünü sanıyorsan da seni elleriyle görünmeyen kayalara vuracak. Kızım buna değer mi?
       +Hayır buna değmiyor haklısın.
       -Benim derdim hakta hukukta değil kızım 22 yaşında bir kızın kendini köprüden atmasını engellemeye çalışıyorum. Korkma geçer desem kendini paralayacaksın neden geçmiyor diye. Üzülme yeter ki. Daha az acıtacak zamanla ama geçmeyecek. Alışacaksın ve bu alışkanlığın seni ilerde tekrar üzecek. Değmez...

        O an yine ağlamaya başladım ve tekrar uyanmak ve rüya olmasını dilemek dışında yapacak bir şeyim yoktu...


3 Aralık 2017 Pazar

Aralık 03, 2017

Deli Ve Doktor (Nöbet)

Deli Ve Doktor (Nöbet)
bir deli mavi, semanur kök, deneme, deli ve doktor

Güneş doğdu,
Doğdu... doğdu...
Şişşşt güneş doğdu...
Her şeyi kaybettim.
Doktor beni öldür artık,
Ya da iyi et aklım aynı kalsın...
Sesler geliyor...
Şişşşt geliyorlar...
Doktor geliyorlar koru beni...
Durun ya, vallahi durun,
Dokunma!
Şişşşt bağırma... bağırma...
Ben kaybettim doktor,
Ellerime başka bir el değsin istemiyorum ki.
Ellerim diyorum ellerim,
Ellerime bak!
Tamam sustum... bağırmıyorum...
Kimse kalmasın bu dünyada,
Bir ben ve hatalarım...
Hatalarımı ne çok sahiplendim değil mi,
Hatalarımı bir bir ben yarattım çünkü.
Gördün mü bak Tanrı da konuştu benimle...
Beni yaratmış olmanın utancını gördüm onda.
Yok Tanrıyı değil, bir utanç gördüm...
Şişşşt dokunmayın bana.
Neden halen şu ışıklar yanıyor,
Ben epeydir karanlıktayım,
Madem bir aydınlık var, neden tutmuyorsun elimden...
Beni bu karanlıkta nasıl bırakırsın.
Bana bakma doktor seninle konuşmuyorum...
Konuşmuyorum... konuşamıyorum...
Neden ben onunla konuşamıyorum doktor.
Sesini duyar duymaz bedenimi ortadan ikiye bölen bir acı...
Acıyor doktor...
Acıyor ve senin boktan ilaçların o acıyı unutturmuyor.
Susun artık, bu sese dayanamıyorum,
Artık neredeyse hiç uyuyamıyorum,
Ellerimi tutmaktan hiç vazgeçmesin ben...
Ben bilmiyorum doktor...
Kim olduğumu bul artık.
Gitmemi istemiyorsun sen, iyileşmemi de öyle...
Bana artık dokunma doktor,
Canım halen bir mum gibi yanıyor...
Işığım kendime zor yetiyor.
Sesler.... sesler.....
Aaaaaaaaa!!!!!!!  Susturun artık şu lanet sesleri,
Yeteeeeer!! Dokunma bana!! Susturun şu evreni...
Doktor sen de öldür artık beni,
Ya da iyileştir,  aklım aynı kalsın...


17 Kasım 2017 Cuma

Kasım 17, 2017

KAYIP

KAYIP
Hüzün, bir deli mavi, kişisel blog, kayıp şiir, deneme

        Ortalığı aniden bir karanlık bürüdü. Bir nefes yalnızlık ile oturduk gecenin karşısına. Bir tutam zencefil ve bir kaşık tarçın misali bir yalnızlık da yanımızda... Yolda öylesine sakin yürürken gördüm, bir çocuk kaçıyordu uçurtmadan ve bir kedi sinmişti bir ağacın gölgesine, etraf karanlık...

         Ayaklarımın ikinci bir adımı atmaya kalmamış dermanı. İkinci bir hüznü paylaşamıyorum. "Elimi tutan yok mu?" diyor karanlıkta o ses. Tutuyorum, inanıyorum, aptalım... Elini tutar tutmaz çekiyor beni karanlığına. Etraf halen karanlık...

         Ben ona dokunur dokunmaz aniden ikiye bölünüyor sessizlik. O sesi hatırlar gibiyim. 3 günlük bebeği ölen, artık yarı ölü bir kadının attığı sessiz bir çığlık o. Öylesine tiz ve hali kalmamış. Bir ses daha duyuyoruz derinlerde. "Düştüm beni kaldıran yok mu?" diye bağırıyor. İnanıyorum, aptalım... Bir insan ne kadar batar ki demeyin dostlar, daha da derine batıyorum. Etraf alabildiğine karanlık...

         Kimsenin beni duymaya niyeti yok. Derinlerde kaybolmuş o kalbe dokunuyorum. Mutsuzluk aniden kayboluyor, dumanı kara sisler içinde. Bedenimi bir avuç dolusu hüzün kaplıyor. Güneş bir daha hiç doğmuyor. Çamura bulanmış ve dokunduğu her yeri kirleten çocuklar gibiyim. Kendi kirliliğimi seviyor ve etrafa zarar verdiğimden habersiz yaşıyorum. Bir kenar mahalle bakkalında alınmayı bekleyen yarım kiloluk bir neşeyim artık. Ve etraf halen çok karanlık...