Bir Deli Mavi

PROFOSYONEL BİR DELİNİN UMUT DOLU BLOGU

20 Şubat 2017 Pazartesi

İnsanlardan Beklentim; Evvela Samimiyet

12 yorum


       Tam 11 gün oldu bu yazıya başlayalı. Ve dün gece yine sildim yazdıklarımı.Yazı başlığını değiştirmek istemedim. En iyisi kendimi  biraz anlatmak dedim ve yazıyorum...

       Hayatın bana getirdiği mutluluk, nedendir bilinmez çok kısa sürüyor. Bazen 1 bilemedin 2 saat falan. Sonu yine hüsran. Her gün konuştuğum insanlar yapmacık gelmeye başladı. Sevmek ve sevilmeye olan inancım sanki azalıyor. Yüküm taşınmaz bir hale geldi.

       Ha tabi "ben pes ediyorum" cesareti zaten yok. Şimdi zaten batacağını bildiğim bir gemiye, kuşku durmaksızın giriyorum. Ellerim, gözlerim, dudaklarım ve tüm bedenim sanki isyan ediyormuşcasına hızla hareket ediyor.

Sonra sokağa çıkacağım tutuyor. Bir sürü samimiyetsiz adam. Yalandan yere gülen bir kasiyer, sanki ensesinde baskı yapan bir silah varmış gibi hareket eden bankacılar, Hep aynı sahte "merak ediyorum" içerikli mesajlar. Ne gerek var ki. İyiyim ben.

       Bu yazıyı da öylesine haftalarca bekletmedim. Yazdım ve kendime yabancı geldi yazdıklarım. Yeter denecek noktaya geldiğimde bir şeyler karaladım kağıtlara. Şöyle oturup saatlerce anlatmak istiyorum yaşadıklarımı. Ama olmuyor, yapamıyorum. Hayatıma hiç iyi bir dinleyici girmemiş gibi hissediyorum. 

       Mavi Bir Kız adıyla başladım aslında blog dünyasına. Yazdıklarım hep hissettiklerim oldu. Yaşadıklarımı anlattım hep. Bazen kurguladım. Aziz Bey çıktı karşıma. Baktım beni iyi dinliyor, saatlerce anlattım kendimi. Sonra en acı duyduğum anda Aşık Ahmet karakteri çıkıverdi karşıma. Sevdiği kadın Sajida'yı kaybetmiş ve kaybolmuştu Aşık Ahmet. Sonra ellerinde tek bir çatlak dahi olmayan, hep olmak istediğim karakter olan Matmazel var oldu. Kendim oldum sonra, DELİ karakteriyle ben de dahil oldum onlara. Beni saatlerce dinleyen ama iyileştirmek istemeyen Doktor çıktı karşıma. Daha iç dünyamda bir sürü karakter var. o kadar samimi karakter içinden sıyrılıp, normal olamıyorum.

       Karşıma çıkan herkes artık samimiyetsiz geliyor. Ya bir menfaat arıyor, ya da kendileri olmakta zorlanıyor. Bu işe kişisel blog adıyla giren bir sürü insan kar amacı güder olmuş. Ne yazık ki tanıdığım birçok insan da artık buna hizmet ediyor, kendi olmaktan korkuyor Büyük bir merakla sonunu bekliyorum. Evet çok güzel yazıyorsunuz, bu işin en iyisi sizsiniz, kendi isminiz veya  sizi anlatan bir alan adıyla, kişisel blog yazdığınızı iddia edip tanıtım yapıp duruyorsunuz. Okuyorum ben de. Devam edin ama "HAYIRLI PAZARLAR"

11 Şubat 2017 Cumartesi

Filmliyorum-Ove Adında Bir Adam/ Hannes Holm

9 yorum

filmliyorum, ove adında bir adam, film yorumu

     Mavi bir kızçenin film izleyesi gelince geçti bilgisayar başına. Yakın bir zamanda bir arkadaş buluşmasında tavsiye edilen bir film vardı ve onu en yakın arkadaşıyla izledi. Sonra dedi ki; "Dur ya böyle güzel bir film izledim, bir de yazayım ki izlemek isteyenlere bir fikir olur" E hadi başlayalım.


Film Adı: Ove Adında Bir Adam
Yapım Yılı: 2015/İsveç
Yönetmen: Hannes Holm
Oyuncular: Rolf Lassgard, Bahar Pars, Tobias Almborg
IMDb: 7,5/10
Mavice: 8,8/10


       Aslında olaylar Ove adında 59 yaşında bir adamın hayatı üzerinde dönüp duruyor. Yaşadıklarının büyüklüğü ve acı ile dolu olması, hayat arkadaşını toprağa verişi ve artık insanlara tahammül edemiyor oluşu onu katı bir adam haline getirmiştir. Bana göre filmin en farklı alanları intihar ettiği kısımlar olduğundan filmi 3 intihar sahnesi ile bölmek istiyorum. 

            1-Kendini Asma; 

       Ove her sabah eşine bir buket çiçek götürür ve mezarı başında,ölmek için ona sözler verir. Eve gelir ve salonda tavana bir ip asar ve intihar eder. O an geçmişi hatırlar. "Ove küçük yaşta annesini kaybetmiştir. Hayatın ona pek de adil davranmadığını düşünür. Babası hep az konuşur ve ove kendini iyice kötü hisseder. Annesinin yokluğu ve özlemi yetmez gibi yanı başındaki adama da hasretlik çeker. Babası en iyi bildiği şey olan arabaları anlatır Ove'ye. O da oturur bir araba nasıl çalışır dinler babasından." Bir anda ipin kopmasıyla kendine gelir yaşlı adam. Böylece ilk intiharı başarısız geçer.

             2- Gaz ile Boğulma: 
       İlk denemesi başarısız olan Ove İkinci için plan yapmıştır. Bir bahçe hortumu yardımıyla arabanın içine gaz verir. Arabaya biner ve kapıyı kilitler.  Derin bir uykuya dalar ve hikayenin ikinci bölümü başlar. O tekrar geçmişi hatırlar. " Ove liseden derece ile mezun olur ve iş aramak ister. Babasına notlarını gösterir. Oldukça mutlu olan babası, notları başkasına göstermek için kalkar. Ve o esnadan hızla gelen trenin altında kalır. Babası istasyonda vagonları temizler. Onun ölümünden sonra işi devralır. Aslında hayatını değiştiren kadınla da orada tanışır. Sonja onu hayatına hiç ummadığı bir anda girer ve hayatı değişir. Düzgün bir işi olsun diye mühendislik belgesi alır." İşte tam o anda Parvenah'ın garaj kapısını yumruklaması ile kendine gelir. Ve bir intihar girişimi daha başarısız olur. 

             3- Tren İstasyonunda Raylara Atlama:

       Ove trenle seyahat amaçlı istasyona gider. Amacı raylara atlayıp babası ile aynı ölümü paylaşmaktır. Tam o anda kenarda bekleyen bir adam bayılır ve raylara düşer. Herkesin korkuyla kenarda beklediğini gören Ove raylara atlar ve adamın hayatını kurtarır. Yaklaşan bir tren de gören Ove adamı kıyıya alır fakat kendi çıkmaz istemez.  Bu intihar girişimi onu geçmişe götürmez ama ona türlü türlü duygular yaşatır. Hayatı da bu nokta da değişecektir. Tren varmadan kenara çekilir ve eve döner. 

                          HER SON BİR BAŞLANGIÇ MIDIR?

       Ove her gün eşinin mezarına gider ve çiçek bırakır. Ama neden kızgındır bu kadar ve kime kızgındır bilinmez, halen öfkesini atamaz. Hayata hep yeniden başlamasını diledim film boyunca. Tam da bu noktada bir karar alır. Aslında önceden yakın fakat şuan konuşmadığı bir arkadaşına yardım etmek için tekrar çabalamaya karar verir. Ve bunu sağlamak için elinden geleni yapar. 

       Parvenah'a da olanları anlatmak ister. Ve tekrar geçmiş hatırlanır. "Eşi evliliklerinin en güzel zamanlarında, hamile olduğunu söyler ve Ove babalığın heyecanı ve büyüsüne kapılır. Doğuma az bir zaman kala eşinin ısrarı ile bir tatile giderler ve tatil dönüşü bir kaza geçirirler. Hastaneye vardıklarında, bebeğin öldüğünü ve eşini komada olduğunu öğrenir. Bir daha uyanmaz derken bir gün bir tepki verir ve uyanır genç kadın. Fakat felç geçirmiştir ve ayakları tutmaz. Ove o mutlu olsun diye tüm evi baştan dizayn eder. Mutfak tezgahını alçaltır ve öğretmenlik yaptığı okula bir engelli yolu yapar. Hayatından memnundur her ikisi de. Fakat yıllar sonra Sonja kanser nedeniyle ölür. Ove o günden sonra her şey için kendini suçlar"

       Tüm bunları yaşayan Ove insanlardan kendini uzak tutarak bir yere gelemeyeceğini anlar ve hayatını güzelleştirmeye başlar. Daha önce film esnasında kalp büyümesi tanısı koyulmuştur yaşlı adama. Bir kış günü Parvenah camdan baktığı esnada Ove'nin evinin önündeki karları küremediğini fark eder. Sonrasında koşarak evine giderler ve Ove'nin bir buket çiçek ile uzandığı esnada öldüğünü anlarlar. 

                      MAVİ'DEN: 

       Hayatım boyunca asla yerinden oynamayacak bir film izledim, sizlere de tavsiye ederim mavi kelebekler.  Cidden benim için ilk 5 içinde diyebilirim. Şimdiden hepinize iyi seyirler. Umarım izler ve beğenirsiniz.



28 Ocak 2017 Cumartesi

Umudum Küçük Elif/ 1.Bölüm

16 yorum
elifin hayatı, umudun hikayesi, aşk, umutsuzluk,



       Bir hayatı anlatmaya neresinden başlanır inanın bilmiyorum. Ama sanki anlatmalıyım gibi hissediyorum. Ben Aylin hemşire. Birçok insanın işkolik olarak nitelendirdiği, belli bir kesimin duygusuz olduğumu iddia ettiği kişiyim ben. Ben bunların hiçbiri değilim aslında. Ha belki hepsinden biraz ama tamamen değil. 

       Şuan bir onkoloji servisinde çalışıyorum. Hayatı yarım kalan ama azimle yaşama tutunan birçok insanın olduğu bir yer burası.İşte bir hayatı anlatmaya karar verdiğim yer de burası. "Elif" İşte benim minik umut ışığım. Bana insanları sevebileceğimi kanıtlayan küçük melek. Şimdi onun buraya geldiğini öğrendim. Yolu uzun, o yüzden biraz geçmişe gidip yaşadıklarımı anlatmak istiyorum...   5 ay evvel...

      Hava gayet sıcaktı fakat ben yine fular takmayı ihmal etmemiştim. Hastaneye geldiğimde hayli acıkmıştım ve kahvaltı için bir şeyler aldım ve çimenlerde oturuyordum. Sonrasında kod verildi. Acil durum kodu ile birlikte koşarak gittim acile. Küçük Elif'i ilk o zaman gördüm.  Nefes, nefese kalmıştı. Ela gözleri boncuk boncuk bana bakıyordu. Sonra birlikte servise çıktık. Lösemi tanısı koyulmuştu miniğime. Kalp kapaklarından birinde de ciddi bir hasar varmış. Normalde sık sık geliyorlarmış hastaneye ama ilkkez kemoterapi alacaktı.

       Küçük Elif çok korkuyordu. Olacaklardan habersiz bakınıyordu etrafa. Ona bunların bir oyun olduğunu ve yakında evine döneceğini anlatıyorduk. Geceleri aileleri odalardan çıkarıyorduk. Elif en çok bu zamanlarda korkuyordu. Bende o uyuyana kadar ayrılmıyordum yanından. Sabah olunca Elif'in ağlama sesi aldı tüm servisi. Saçları dökülmüştü ve çok üzülmüştü. Hayat boyu hiç bu kadar acıyı aynı anda almamıştım üzerime. Dağıldım, istemsizce aktı gözlerimden yaş...

       Sonra gidip konuştum Elif'le. Ona bunun geçici bir süreç olduğundan bahsettim. 8 yaşında bir çocuk ne kadar anlarsa, o kadar anladı durumu.  Ağladı, o gece çok ağladı, sonra bir ara uyuya kaldı. Sonra uyandığında yanıma yaklaştı. Elimi tuttu, kulağıma eğilip "Hadi saçlarımı keselim dedi" Lavaboya gidip saçlarını kazıdık Elif'in. Sabah geldiğinde annesi çok ağladı. Bana sarıldı ve daha çok ağladı.

      Artık eve çok az gidiyor, zamanımın çoğunu Elif'le geçiriyordum. Ona şiirler okuyor bazen de onun için yazıyordum. Bir akşam kendi yazdığım bir şiiri okurken bana dönüp "Aylin abla, sen aşık mısın?" diye sordu. O an durup düşündüm, acaba minik Elif aşkı ne derece biliyor, ona nasıl anlatmalıyım. Düşündüm ve " hayır kuzucum, aşık sayılmam" diyebildim. 

       Bir sabah saat 4 gibi uyandım. Evde hayli yorgun haldeyken ani bir kara ile saçıma makası vurdum. Belimde gezinen saçlarımı, hiç düşünmeden kesip attım. Elif'e gittiğimde bana çok kızmıştı. Ama zaten bunu hep istediğime onu ikna ettim. Ona kendi hemşire bonelerimden getirdim. O kadar çok yakıştı ki. O gün çok eğlendi minik kız. Ben de uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştım. 

       Her şey yolunda gidiyordu. Elif'le dans ediyorduk. Bir anda durdu küçük kız. Ne yapacağımı bilemedim. Seslendim ve cevap vermedi. Kollarıma yığıldı kaldı. Gözlerimden çıkan bir kaç damla yaş ile acil durum kodu vermeleri için bağırdım...

                    Devamı var...

24 Ocak 2017 Salı

Çocukluğumdan Bir Bekleyiş...

10 yorum

       Bir bekleyiş içindeyim. İyi günler konulu beklemeler. İçinde birçok duyguyu barındıran bir bekleyiş. Kimi bekliyorum peki? Ya da dur soruyu afilli sorayım. Beklediğim şey birisi mi? Yoksa boş bir nesne mi?  Hatta dur biraz daha abartayım, bir duyguyu mu bekliyorum acaba?

       Ben daha küçük bir kızken. Yol kenarına gelir, yoldan geçen otobüsleri seyrederdim. Genelde beyaz renkte otobüsler gelip geçerdi. Bir tanesi vardı kıpkırmızı. Çok nadir geçerdi. Belli bir günü yoktu ama o geçince hep mutlu olurdum. Sanki hayalimde, kendim için çizdiğim o evrene beni götürecek olan oymuş gibi...

       Büyüdüm... Sonra bir aksam üzeri babamın söyledikleriyle sarsıldım. Onun da basit bir otobüs olduğunu, sadece daha merkezi bir yerde bıraktığını ve daha pahalı bir araç olduğunu söyledi. Oldukça da konforlu. Ne kadar üzüldüğümü hayal dahi edemezsiniz.

       Hayallerime ulaşmanın ne kadar zor ve pahalı olduğunu anladım. Beni oraya taşıyacak olan otobüsün de diğerlerinden bir farkı olmadığını. Maviye boyadığım tüm hayallerim, daha gerçeği görür görmez griye döndü. Vazgeçtim bende. Hayallerimden ve hayal kurmaktan vazgeçtim...

       Sonra babam bir öğle vakti elimden tutup benim yol kenarına getirdi. Bir sürü beyaz otobüs geçiyor. Babam elimi öyle bir sıkı tutuyor ki. Seç dediğini hatırlıyorum. Ama neyi seçeyim? Ne seçmeliyim? Bundan bi'haber bakınıyorum etrafa. Seni hayallerine götürecek olan o otobüsten ne farkı var kızım diyor yüzüme bakarak...

       "Yol uzar belki biraz, belki biraz da yürüme mesafesi kalır. Konforlu değil haklısın. Ama seni oraya ulaştıracak bunu biliyorsun. Bir şey seni üzdü diye neden hayallerinden vazgeçesin ki. Sen de oraya varmak için kullandığın aracı değiştir"

       Ne yapayım bir hayale ulaşmak için desteğimi kaybettim diye hayalimden vazgeçemem artık. Kendime yeni bir destek bulurum.  Belki de kendime destek olurum. Ama bazen yoruluyor insan...

       İnanın yoruldum artık. Gelmeyeceğini bildiğim halde o gemiyi beklemekten, birbirini zerre sevmeyen ama büyük aşık ilan edilen klişe isimlerden, zorlukları göğüslemeyeceğini bildiğim halde inançla beklemekten. Tek bir gülümsemesine ihtiyaç duyduklarımın bana sırt çevirmesinden çok yoruldum.

       İttihar süsü verilmiş olan fakat aylar evvel kendi ellerimle öldürdüğüm hayatıma geri dönüyorum. Bir hayale sarıldım ve sadece yaşıyorum...

22 Ocak 2017 Pazar

Mavi'den Dörtleme; Yatmadan Bir Doz Aldığım Şarkılar

12 yorum
Müzik, Blog yayını, Mavi, Bir deli mavi


      Selam Mavi Kelebek. Yazıyı okumaya başlamadan bir selamını alırdım aslında ama neyse, başladın bir kere. Az evvel ilk tumblr hesabımdaki yazılara denk geldim ve hemen girip yazdıklarımı yok ettim. Ne atarlı giderli yazıyormuşum. İnsanlığa zarar vermeden yok edeyim dedim. Eski videolarım da vardı. Hayli güldüm izlerken. Ne çok anı biriktiriyor insan farkında mısınız?  Neler gelip geçiyor hayatta. Alışkanlıklar bile, yeniliklerin esiri oluyor. 

       Bu gece aslında başka bir yazı paylaşımı yapmak istemiştim ama olmadı. Devamını getirecek o hisse ulaşamadım. O nedenle zaten epeydir yapmadığım dörtlemelerden, dördüncüsünü yazmak için oturdum klavye başına. Yazmayı özlemişim. Bu ara biraz hastalık ile boğuşuyorum. Ama sizlerle dertleşmeyi de özlüyorum.O halde biraz yazacaklarımdan bahsedeyim. Yatmadan bir doz alırım dediğim 4 şarkıdan bahsetmek istiyorum. Hadi başlayalım. 


                                1-LEONARD COHEN: BOOGİE STREET

       Epeydir severek dinlediğim efsane bir sanatçıdır kendileri. Kendisi mükemmel bir şairdir her şeyden önce. Yanılmıyorsam yakın bir tarihte vefat etti. Neden hep kaybedilince kıymete biniyor diye kendime kızarım hep. Ama artık her akşam mutlaka dinliyorum kendilerini. Bu bir nevi özür benim için. Sizlerle de paylaşmak istedim...

'''O Crown of Light, O Darkened One,       Ey ışıktan taç, ey karartılmış olan
  I never thought we'd meet.                      Buluşabileceğimizi düşünmemiştim hiç,
 You kiss my lips, and then it's done:    Sen dudaklarımı öp ve sonra halloldu;
 I'm back on Boogie Street.                      Boogie sokağına geri döndüm.,,,






2- JEHAN BARBUR: KENDİNE ZAMAN VER
     
       Arap asıllı farklı bir sese sahip bir sanatçıdır kendileri. Bir anıyla başladı Jehan Barbur'u dinleyişim. Ve bu şarkıyla başladı. Her akşam değil belki ama mutlaka dinlerim. Bu şarkı tertemiz sevmeyi hatırlatır bana. Eksiklik ve fazlalıklarıyla sevmeyi. İyi dinlemeler...


''''Biraz uzaklaşınca anlaşılır eksikler,
Biraz yakınlaşınca görülür fazlalıklar,

Uzun süre koşunca unutulur boşluklar,

Bir an bile durunca hatırlanır yokluklar.,,,


                                             3-UYKUSUZLAR- AŞK SENSİN

      Bendeki yeri hep ayrı olan bir gruptur.  Ve bu yılın en iyi şarkılarını yaptılar demeliyim. Her akşam mutlaka dinliyorum. Severek dinlediğim ve takip ettiğim nadir gruplardan kendileri. İnanıyorum ki sizler de dinleyince bana hak vereceksiniz. Bende tabiki bir hatırası var. Umarım beğenirsiniz. Sesler duyuyorum, kulak pası silinme sesi... 


''''Kuşlar uçtu gitti şimdi sen varsın 
Küçücük ellerinle kocaman gülüşünle,,,,


''''İki doğru insan mucize yaratırmış 
İçimin ta içinde kocaman gülüşünle,,,,




4- CİGARETTES AFTER SEX: AFFECTİON

        Normalde benim yolculuk şarkıları listemde yer alan bir grup. Severek dinliyorum. Ve artık gece de can yoldaşım oldu. Bir şeyler yazarken de kullanıyorum kendilerini. Tüm şarkılarının dinlemeye değer olduğu kanaatindeyim ama birini seçmem gerekliydi, umarım beğenirsiniz...



                 ''''I think of you,                 Seni düşünüyorum 
                   I want you too,                Ben de seni istiyorum 

                  I'd fall for you                  Sana aşık oldum 

                 It's affection always..      Bu her zaman sevgi ,,,,




15 Ocak 2017 Pazar

Keşke Şair Olmasaydım 2

8 yorum
makale, öykü, sajida, aşık ahmet

        Epeydir gelemiyorum başına sevdiğim. Toprağını gözyaşlarım ile sulamayalı çok zaman oldu. Tek bir ot dahi kalmamış ama başındaki şu mavi gül dimdik duruyor gördün mü sevgilim? Üzülme cancağızım mahalleli daha az uğraşıyor benimle. Yine ''Aşık Ahmet'' diyorlar ama çok alay etmiyorlar öyle. Bende kendimi arayıp duruyorum işte.

       Ama o eve sensiz giremiyorum Sajida. Canım yanıyor... Seni saatlerce yemek hazırlarken izlediğim o mutfaktan su dahi içemiyorum. O mutfağa tek başıma sığamıyorum kadınım. Evin balkonuna bir çıkıyorum, boş saksılar doldurmuş her yanı.Yoruldum Sajida solmuş begonvillerimize bir umut su dökmekten yoruldum. Nefesimdeki şu yarım kalmışlık yok mu? Öldürüyor beni kadınım...

      İsmimi de seviyorum artık. 'Aşık Ahmet' ben. Sajida'dan başka kadına bakmamış onun aşkı için onunla birlikte ölmüş Ahmet. Ama inanki bu adı taşımak oldukça zor...

       Bir sabah uyanırsam bir kuş sesiyle,gülümsüyorum... Kendime beddualar ediyorum sonra. " oğlum Ahmet, sana gülmek rolü verilmedi, şu kısacık ömründe aşık adamı oynayacaksın alt tarafı" Sonra zaten kendiliğinden kayboluyor o gülümseme. Topallık da devam ediyor işte Sajida. Bu aksaklık ilk yüreğimde başladı, sağolsun bedenimdeki yerini de aldı Sajida...

       Bazen bazı sabahlar dolu bir tarçın kokusuyla uyanıyorum. Yemin edebilirim göğün tarçın koktuğuna. Sonra aklıma seni getiriyor bu koku. Boynunun kokusuydu bu, evet hatırladım. Bir kez daha ölüyorsun güneş batınca. Seni her gün dönümünde tekrar kaybediyorum sevgilim.

       Tanrı seni defalarca alıyor benden. Seni alıyorda, bir beni benden alıp, sana getirmiyor. Çıkmaz sokaklara kurulu evimize giderken, gözlerim her yanda seni görüyor sevgilim. Ellerim hayaline dokunuyor. Yokluğuna sarılıyorum sıkıca. Sana halen ilk gün ki gibi vurgunum Sajida...

       Ben her gece yokluğuna sarılıyor olmanın utancıyla yaşıyorum. Bazen yetmiyor hissetmemek, gecenin kaçı demeden soluğu mezarının başında alıyorum. Toprağına sarılıyorum. Yemin olsun senin gibi kokuyor bu toprak. Yemin olsun bu mavi gül gözlerin. Ben solmayın diye ağlıyorum kadınım. Sakın solmayın...

       Neyse güzel kadınım, ben artık eve döneyim. Yokluğun soğuk yatağımızda bekliyor beni. Bilirim çok üşürsün sen, bak havalarda iyice soğudu. Belki ölü bedeninde üşür bu soğuk mezarda. Beni hatırla kadınım. Kalbimdeki bu yangın ısıtacak bizi. Tamam sakin ol sevdiğim, al üstüne şu topraktan örtüyü, Gözlerinden öperim... bir daha ölme...