Bir Deli Mavi

20 Aralık 2017 Çarşamba

Aralık 20, 2017

Zulamdaki O Anı: Uzun Hikaye

Zulamdaki O Anı: Uzun Hikaye
deneme, öykü, bir deli mavi, blogger


        Kalktım, sanki dün gece bir şey olmuş gibi. Sanki yine dün gece ağlamışım gibi. Zaten az evvel alarmım çaldı. Bu saatte uyanmayı planlamışım meğer. Ama kime söz verdiğimi hatırlamıyorum. Kendime kahve yapmaya karar verdim. En azından o arada kime söz verdiysem beni arayıp hatırlatır. Ben de hasta olduğumu söyleyip planı ertelerim. Genelde aynı şeyleri yapıyorum. Kahvemi yine beni gün boyu ayakta tutacak kadar sert hazırlıyorum. Elime telefonumu alıp bir şeyler bulmak umuduyla karıştırmak istiyorum. Ama telefonum az evvel kapanmış. Sanki son görevi olan uyandırma işini yapıp uykuya dalmış. Bir anda kapının sesiyle irkildim.

         -Merhaba burası Güler Apartmanı mı?  
         +Evet buyurun, ne vardı? 
         -Zahide ve Ahmet Güler neyiniz oluyor? 
         +Annem ve babam, bir şey mi oldu, lafı gevelemeyin artık. 
         -Anne ve babanız 2 gün evvel bir kaza geçirdi ve vefat ettiler, bu kutuyu size iletmemi kardeşiniz istedi. Cenazeye gelmenizi istemediği için haber vermediğini söyledi. 
        +Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Ne diyorsunuz siz? Ne demek annen ve baban öldü ama ona son kez dokunmayın diye biz onu gömdük? Siz ne saçmalıyorsunuz? 

         O an kendimi tutamadım o adama kaç kez vurduğumu hatırlamıyorum. Tabi ben de kaç kez vuruldum. Ellerime baktım da neredeyse kanayacak o adamın vücudunda oluşan morlukları tahmin dahi edemem. Uyandım sonra... Neyse ki rüya imiş. Ama sürekli aynı şeyleri yaşıyor gibi de hissettim. Mutfağa geçtim, kaynaması için ocağa su bıraktım. Göz ucuyla kahveye baktım. Uyanıp kendime gelmek için içmek istiyordum ama kapı çalar diye de korkuyordum.

        Bir hışımla kalkıp dolabı açtım ve dolap kapağında duran votkadan aldım biraz. Tabi biraz da Red Bull. İçmeye niyetlendiğim anda kapı çaldı. Korku ile votkayı yere döktüm "kahretsin". Gidip sanki dökme sebebim kapıdaki adammışcasına bir sinirle açtım kapıyı. Adamı görünce tüm sinirim geçti. Kitap sipariş etmiştim onlar gelmiş.Epey bir sakinleştim. Bir anda telefonum çalınca ürktüm. Kapalı sanıyordum, sonra bir sakinlik... "sahi o rüyaydı" Ali abi arıyor...

       "Ali abiye asla yalan da söyleyemem ki ben ya." Telefonu açtığımda geç uyandığımı ama mutlaka sözümü tutup sahaf dükkanına uğrayacağımı söyledim. Sonra votka pisliklerini temizleyip odaya geçtim. Oda dünden kalan izler var gibi dağınıktı. Halen düne ait ne yaşadığımı bilmeden hazırlanmaya koyuldum, kışın makyaj yapmayı sevmediğim için çabucak hazırlandım. Tramvaya geçerken onu gördüm. Üzerini düzeltiyordu, beni görmedi. Zaten senelerdir görmüyor.

        Tramvay yaz kış demeden soğuğunu ve kalabalığını koruyordu. Bir koltuk boşaldı. Yaşlı amca bana geç otur kızım dese de "siz oturun lütfen benim 3 durağım kaldı" dedim. Bu tarz yalanlar günah mıdır acaba? Neyse yaşlı amca konuşmamızdan 7 durak sonra indi ve inerken bana gülümsüyordu. İnsanların bana gülümsediğini görmek kendimi zengin hissetmeme neden oluyor. Nihayet inebildim. Vapur saatine 1 dakika olduğu görünce koşmaya başladım.

        O an iskeleye vardığım anda uzaklaşan vapuru görünce gülmeye başladım. "o gemi burada bile gelmiyor, orada nah gelir" Anlamsızca gülüşüme delirmiş gibi bakan teyzeler ve amcalara rağmen kahkaha atmaya devam ediyordum. Sonra sakinleşip bir köşeye oturdum. Derin bir nefes çekip beklerken bir sonraki vapuru, dün gece olanları hatırlamaya başladım. Aniden kafama tonlarca ağırlıkta kayalar düştü. Bir anda o ağırlık altında ezildiğimi hissettim. Olaylar flaşlı kamera ile çekilmiş fotoğraflar gibi gözümün önüne geliyordu. Aniden ağlamanın önünü kesemedim.

        -Hanımefendi iyi misiniz?
        -Bir sorun yoktur umarım, şekeriniz mi düştü? 
           +Yok hayır, sorun yok iyiyim...

        Yavaş bir hamle ile ayağa kalktım, Vapura bindim. Dış kısımda oturmak için yerler yoktu, ayakta ve bu soğukta denize en yakın olduğum yere geçtim. Ki zaten bir ara deniz beni çağırıyor diye düşünüp atlamaya da karar verdim. Artık neredeyse ağlamıyordum. Dün gece benden vazgeçtiğini hatırladım. Bunu üstelik bana söylemeye dahi ihtiyaç duymamıştı. Vapurdan indim. Köşede Ali abi beni bekliyordu. Dükkana gelmemi beklememiş, muhtemelen başka bir plan bile yapmıştı. Onu görünce derin bir muhabbete düşeceğimizi biliyor gibiydim.

       Elinde bir tane karanfil vardı, ucunu koparıp dağınık saçlarımı kulağımın ardında toparladı. Ve elimi dahi sıkmadan, sarılmaya başladı. O an ellerim hava kalmış ne olduğunu anlamaya çalışırken sessizliğimi Ali abi bozdu. "vazgeçti değil mi seni beklemekten?" O an cevabımı ona sarılıp ağlamaya başlayarak vermiştim. Ellerimi ilk defa gözlerime götürmeden ağlamaya devam ettim bir süre. Ayırdı beni kendinden yine aynı sahil kenarına gittik. O ayarlarken oltasını "geçmeyecek, bitmeyecek bu acı ama hafifleyecek kızım" deyip duruyordu. Bense elimde telefon ile onun sosyal hesaplarına ulaşmaya çalışıp gururuma yediremiyor ve sürekli ağlıyordum. Çok geçmeden Ali abiden tepki geldi. 

        -Ne bekliyorsun, bu şekilde sana geri mi dönecek. Hadi döndü diyelim bir defa gitme cesareti göstermişken daha sonraları yine gider mi acaba deyip seni düşüncelere boğacak. Bu düşünce seli altında boğulup kalacaksın kızım. Ne kadar iyi yüzdüğünü sanıyorsan da seni elleriyle görünmeyen kayalara vuracak. Kızım buna değer mi?
       +Hayır buna değmiyor haklısın.
       -Benim derdim hakta hukukta değil kızım 22 yaşında bir kızın kendini köprüden atmasını engellemeye çalışıyorum. Korkma geçer desem kendini paralayacaksın neden geçmiyor diye. Üzülme yeter ki. Daha az acıtacak zamanla ama geçmeyecek. Alışacaksın ve bu alışkanlığın seni ilerde tekrar üzecek. Değmez...

        O an yine ağlamaya başladım ve tekrar uyanmak ve rüya olmasını dilemek dışında yapacak bir şeyim yoktu...


3 Aralık 2017 Pazar

Aralık 03, 2017

Deli Ve Doktor (Nöbet)

Deli Ve Doktor (Nöbet)
bir deli mavi, semanur kök, deneme, deli ve doktor

Güneş doğdu,
Doğdu... doğdu...
Şişşşt güneş doğdu...
Her şeyi kaybettim.
Doktor beni öldür artık,
Ya da iyi et aklım aynı kalsın...
Sesler geliyor...
Şişşşt geliyorlar...
Doktor geliyorlar koru beni...
Durun ya, vallahi durun,
Dokunma!
Şişşşt bağırma... bağırma...
Ben kaybettim doktor,
Ellerime başka bir el değsin istemiyorum ki.
Ellerim diyorum ellerim,
Ellerime bak!
Tamam sustum... bağırmıyorum...
Kimse kalmasın bu dünyada,
Bir ben ve hatalarım...
Hatalarımı ne çok sahiplendim değil mi,
Hatalarımı bir bir ben yarattım çünkü.
Gördün mü bak Tanrı da konuştu benimle...
Beni yaratmış olmanın utancını gördüm onda.
Yok Tanrıyı değil, bir utanç gördüm...
Şişşşt dokunmayın bana.
Neden halen şu ışıklar yanıyor,
Ben epeydir karanlıktayım,
Madem bir aydınlık var, neden tutmuyorsun elimden...
Beni bu karanlıkta nasıl bırakırsın.
Bana bakma doktor seninle konuşmuyorum...
Konuşmuyorum... konuşamıyorum...
Neden ben onunla konuşamıyorum doktor.
Sesini duyar duymaz bedenimi ortadan ikiye bölen bir acı...
Acıyor doktor...
Acıyor ve senin boktan ilaçların o acıyı unutturmuyor.
Susun artık, bu sese dayanamıyorum,
Artık neredeyse hiç uyuyamıyorum,
Ellerimi tutmaktan hiç vazgeçmesin ben...
Ben bilmiyorum doktor...
Kim olduğumu bul artık.
Gitmemi istemiyorsun sen, iyileşmemi de öyle...
Bana artık dokunma doktor,
Canım halen bir mum gibi yanıyor...
Işığım kendime zor yetiyor.
Sesler.... sesler.....
Aaaaaaaaa!!!!!!!  Susturun artık şu lanet sesleri,
Yeteeeeer!! Dokunma bana!! Susturun şu evreni...
Doktor sen de öldür artık beni,
Ya da iyileştir,  aklım aynı kalsın...


17 Kasım 2017 Cuma

Kasım 17, 2017

KAYIP

KAYIP
Hüzün, bir deli mavi, kişisel blog, kayıp şiir, deneme

        Ortalığı aniden bir karanlık bürüdü. Bir nefes yalnızlık ile oturduk gecenin karşısına. Bir tutam zencefil ve bir kaşık tarçın misali bir yalnızlık da yanımızda... Yolda öylesine sakin yürürken gördüm, bir çocuk kaçıyordu uçurtmadan ve bir kedi sinmişti bir ağacın gölgesine, etraf karanlık...

         Ayaklarımın ikinci bir adımı atmaya kalmamış dermanı. İkinci bir hüznü paylaşamıyorum. "Elimi tutan yok mu?" diyor karanlıkta o ses. Tutuyorum, inanıyorum, aptalım... Elini tutar tutmaz çekiyor beni karanlığına. Etraf halen karanlık...

         Ben ona dokunur dokunmaz aniden ikiye bölünüyor sessizlik. O sesi hatırlar gibiyim. 3 günlük bebeği ölen, artık yarı ölü bir kadının attığı sessiz bir çığlık o. Öylesine tiz ve hali kalmamış. Bir ses daha duyuyoruz derinlerde. "Düştüm beni kaldıran yok mu?" diye bağırıyor. İnanıyorum, aptalım... Bir insan ne kadar batar ki demeyin dostlar, daha da derine batıyorum. Etraf alabildiğine karanlık...

         Kimsenin beni duymaya niyeti yok. Derinlerde kaybolmuş o kalbe dokunuyorum. Mutsuzluk aniden kayboluyor, dumanı kara sisler içinde. Bedenimi bir avuç dolusu hüzün kaplıyor. Güneş bir daha hiç doğmuyor. Çamura bulanmış ve dokunduğu her yeri kirleten çocuklar gibiyim. Kendi kirliliğimi seviyor ve etrafa zarar verdiğimden habersiz yaşıyorum. Bir kenar mahalle bakkalında alınmayı bekleyen yarım kiloluk bir neşeyim artık. Ve etraf halen çok karanlık...


13 Kasım 2017 Pazartesi

Kasım 13, 2017

GÖLGE VE TANRI

GÖLGE VE TANRI
aforizma, paralel evren, kişisel blog, aşk, bir deli mavi


Şimdilerde var olduğuna inanmak kadar aptal bir şeydir aşk.
Sahi gerçekten mi varsın?
Ben karalığın içinde, bir tane daha ben keşfettim.
Aynı şekilde yürüyen ama farklı zamanlarda bir ben.
Güneş düştükçe en tepeye ve güzelleştikçe gölgeler,
O karanlık evrende umduğunu buluyor sanki.
Boyları kısa ama etkisi uzun olan umutlar biriktiriyor,
Hatta bazen şimdiki bana çarpıyor.
Her "nefes alıyorum" deyişinde elleri denize uzanıyor.
Umudunu kaybettiği anda etrafı karanlık bir mezar.
Dikkatini çekmeye çalışıyor bu hayatın,
Yakasına yapışıp hakkını istiyor bu evrenden,
Tanrı onunla da konuşuyor.
Ona bir şiirlik ömür hediye ediyor.
Ve bir gece yine ayağı takılıyor şimdiki bana.
"Sen nasıl dayanıyorsun" diyor.
Ben de hissediyorum onu, konuşuyoruz...
O bana bir daha uğramak istemiyor,
Ben de ona yaklaşmıyorum. 
Herkes biliyor ama gerçeği...

Kalabalığın o saçma yüzünü gizliyoruz insanlardan,
Kanıyorlar...
"İnsanlar aptal" diyor bir ses oradan,
Onlarca pisliği görmezden gelip kızıyorlar,
Kızıyorlar aşkla sevişenlere,
"Tanrı yasakladı" diyorlar, 
"O bizi unuttu" diyor kendi evreninde mutlu ben.
Görmezden geliyorum hepsini,
Susuyorum...
Biliyorum olup bitenleri,
Bir daha hiç aynı olmayacak mesela,
Eline aldığında bir oyuncağı, aynı hissetmeyeceksin.
Mesela izlediğinde o filmi ikinci kez, aklına onu getirmeyecek.
Veya seviştiğinde onunla yine, aynı özeni göstermeyeceksin.
Basit gelecek sana tekrarlar, değersizleşecek,
Yüzsüzleştirecek seni...
Ve yine geldiğinde karanlıktaki o ses,
"Susun" diyecek, "daha fazla konuşmayın"
Susacaksın...
Bu pisliği kapatacaksın,
Çünkü sen de biliyorsun sevdiğine dokunduğun anda atan o kalbi,
Ve tabi sende bıraktığı o iz.


Gölgeler sevişiyor sizler gündüz vakti uyurken,
Ve sen biliyorsun,
Dokunduğunuz o andan itibaren yok ediyorsunuz birbirinizi,
Belki de Tanrı korkmuştu gördüğünde sizleri.



8 Kasım 2017 Çarşamba

Kasım 08, 2017

Trajikomik Hüzün

Trajikomik Hüzün
blog, aşk, şiir, şair, deneme, hüzün, trajikomik


Ey ahali, var mı kendini bulan?
Yoksa bir ben miyim bu evrende kaybolan?
Sahi neydi yaşamak?
Mum olmak mı istersin, mumluk olmak mı?
Kendimi düşünen adam heykeli gibi hissediyorum epeydir.
Fazla kararlı ama öylece duran.
Belki benimde duran adam heykelim yapılır.
Sonra zaten adım her bir yere yayılır.
Belki bu mavi kız zamanla aranıza katılır.
İnsan gibi hisseder belki kendini.


Mesela bu sabah kendimi çöp kamyonu gibi hissettim,
Az bir vakit geçmeden de öyle olduğumu fark ettim,
Derince bir nefes çektim...
Tüm çöpleri toplayınca kirleniyormuş insan,
Toplasan 5  adamız, etti sana tek lisan,
Fazla uzatmaya gerek yok, uyuyabiliyorsan,
Çekilirken güneş en tepeme, gölgelerim kısalıyor,
Gölge beni terk etme, gözlerim dayanmıyor,
Bir daha geri dönme, bu gidişler bitmiyor...

Sabahın ilk ışığı omuz çukurlarıma vuruyor,
Sevmek neydi diye sorular soruyorum yanımdaki kediye,
Dönmüş biliyormuş gibi bir de "miyav" diyor.
Sevmek ney ahali?
Sevmek yıllarca baktığın çiçekleri, solsun diye balkona bırakmaktır,
Sevmek yüzündeki her gülümsemenin yarım kalmasıdır.
Ve siz bilgili ahali!
Sevmek yenilgiye teslim olmaktır.
Sakın sevmeyin.

Şimdilerde kendimi bir uçurtma gibi hissediyorum,
İnanılmaz özgür ama gökyüzünde kaybolmuş,
"Daha mükemmel değil mi gökte kaybolmak" dedi bir ses!
Kim o diye bakındım etrafa, yok göremiyorum.
Sonra bir rahatlık  geliyor, bu bizim kedi Rıfkı,
Rıfkı'yı sal sokağa 5 dakikada kaybolur,
3-5 gün gider gezer, sonra hemen bulunur,
Garibim gökyüzünü fazla huzurlu bulur,
Sevmek gökyüzünde kaybolmaktır, ona anlatın nolur...

Uykuya her yatışım, uykusuzluğa sürüklüyor beni,
Geçmişe dönüp bir bakayım derken tutuluyor boynum.
Bugünlerde fazlaca hiç'im sadece,
Bir deli gibi kalabalık başım, kafamın içi bomboş,
Hayat sol omzumdan yakalayıp tutuyordu beni,
Ve Tanrı bana yasakladı seni,
Ve siz ideolojileri olan ahali, uyuyun...
Rıfkı sen uyuma, uyutmam.
Daha konuşulacak tonlarca kelime var.
Kaybolmuşluğum ve bir şişe beyaz şarap...