Bir Deli Mavi

14 Haziran 2017 Çarşamba

Haziran 14, 2017

Hayatta Kalanların Manifestosu

Hayatta Kalanların Manifestosu

semanur kök, manifesto, hayatta kalanların manifestosu, deneme, blog yazısı, bir deli mavi


       Şöyle oturmuş denizi seyredeyim derken bir de baktım ki omzumdaki anlamsız yük beni aşağı çekmeye çalışıyor. Ben bu gece yine bu yüke bağlanarak yaşıyorum. O kadar çok yara almış ki omuzlarım. Bunu her 5-6 saniyede bir omzumdan aşağı süzülen kan damlalarından anlıyorum. Ellerimle banktan destek alarak kalıyor, sallanarak gelen bir taksiyi durduruyorum.

       Taksinin sağ camından kaybolana dek denizi izliyorum. Tiz bir sesin "nereye gidiyoruz" dediğini fark edince adresi verip denizi izlemeye devam ediyorum. Az ilerde ışıklarda duruyoruz. Sanki biraz daha denizle kalayım diye tüm kırmızılar yanıyor benim için. " Bu ne şanstır" diyor taksici abi. "Ziyanı yok ben halimden memnunum abi" deyince o da rahatlıyor sanırım.

       İleride yol ayrımında sola girmemizle birlikte denizi artık göremiyorum. Ben bunu yanlış yapılan seçimlerin sonuçlarına benzetiyorum. Denizini kaybedersin. Hatta bazen bir daha denizi görebilmek için o yolun başına gelmek zorunda kalırsın. Aslında benim hayatımda bu küçük ayrıntının merkezinde. Bir derin nefes çeker sonra kaldığın yerden devam etmen gerektiğini ve başa dönmenin bu şeritten imkansız olduğunu anlarsın. Diğer şeride geçmek isterken ailenin bu şeritten masumca sana baktığını görürsün, babanın gözünde kurumaya yüz tutmuş, geceden kalma gözyaşları bulursun. Sen de çok ağlarsın...

       "Geldik bacım" taksiye parasını uzattım. Üstü kalsın demeye kalmadan para üstünü uzattı. "Biz hakkettiğimizden fazlasını almayız bacım" O an hem bir burukluk hem hafif bir gülümseme ile indim taksiden. Hayatta bazı anlar unutulmaz derler ya, ben o abinin yüzünü hiç unutmuyorum. Gözlerindeki o kızarıklık biran bile çıkmıyor aklımdan. Sonra tabi ellerinde var olan çatlaklar... O kadar benziyor ki babamınkilere. Sonra tabi "kim bilir kaç çocuğun babası" diyorum. Tekrar gülümsüyorum. Babamı nasıl olur da bu kadar üzerim diye kendime kızıyorum.

        Eve yöneliyorum. Kapıyı dördüncü denememde nihayet açıp içeri giriyorum. Yine camları açık unutmuşum. Ev buz gibi. Önce balkona çıkıyorum. Bilenler bilir, burasıdır benim asıl yuvam. Mutfağa gidip kendime bir fincan kahve alıyorum. Bardağın üzerinde yine bir uyaran. "Umudunu yitirdiğin an, kitaplığında yan yatan o kitaba sarıl" Öyle de yapıyorum. Yatağımın üzerindeki o raftan. yan duran o kitabı açıyorum, içinden rastgele bir cümle okuyorum. Gözlerim aniden doluyor ve gülümsemeyle birlikte Yavaşça yanağımdan süzülüyor yaşım. Yazın ortasında bile hiç ayrılmadığım yorganımı kafama kadar çekip, dünya denen bu illetin bir şaka olmasını diliyorum. Bir kaç sessiz atılan çığlık sonrası uykuya dalıyorum... Şişşşt! Sessiz ol... Hepsi geçecek...

9 Haziran 2017 Cuma

Haziran 09, 2017

Kalender Dergisi: Sağım Solum Edebiyat

Kalender Dergisi: Sağım Solum Edebiyat
kalender dergisi, edebiyat dergisi, sağım solum edebiyat, necip fazıl kısakürek


        Merhaba mavi kelebekler. Öyle uzun bir ara verince yazmaya dedim şuan içinde olduğum tatlı bir durumdan bahsedeyim. Şuan "KALENDER" isimli bir edebiyat dergisinde yer alıyorum. Uzun bir aradan sonra bir yere ait olma hissini bana yaşatan harika birçok kişiyle de bir aradayım. Bana çok iyi geldiği aşikar. Biraz dergiden bahsetmek istiyorum.

        Alışılmışın çok dışında, popüler olmak için benliğini değiştirmeyen bana göre nadir dergilerden. Aslında dergi epeydir var da ben işin acemisiyim. Öyle olmasam cidden sağı solu edebiyat olan bu dergiyi evvelinden takip ederdim. Ama olsun geç olsun da güç olmasın. Ekibin kalemi epey kuvvetli bu arada. Bu ay Necip Fazıl'ı ağırlıyor sayfalarında dergi. Neyse bana müsaade sevgili mavi kelebeklerim. Bu arada dergiyi temin etmek ve sosyal ağlarını takip etmek isterseniz az aşağıya bakıverin. Mutlu haftalar, aylar hatta yıllar dilerim. 

Temin Etmek İçin: www.dergiyurdu.com  adresine bakabilirsiniz.
İnternet Sitesi İçin Tıklayın
İnstagram Sayfası İçin Tıklayın
Facebook Sayfası İçin Tıklayın
Twitter Sayfası İçin Tıklayın

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Mayıs 29, 2017

Kahramanlar Vardiyalı Çalışır

Kahramanlar Vardiyalı Çalışır
baba, babalar günü, kahramanlar vardiyalı çalışır, baba sevgisi


        Gerek bugün, gerekse geçmiş günlerde  "yaaa bu nasıl hayat" diyenler bitmiyor maalesef. Nasıl bir hayat ki gerçekten? İstenilen dünya ne daha doğrusu? Sanırım tüm insanlık bu konuyu araştırırken heba oldu. Benim dünyamda olaylar az biraz farklı galiba. Benim buralarda kahramanlar vardiyalı çalışır. Evet evet vardiya...

        Durun hemen öyle tepki vermeyin. Batman elinde çantası ile bürosuna, süperman tebdili kıyafeti ile şirketine gitmiyor tabi. Söylemek istediğim şeyler epey farklı. Aslında konu şu ki; bir fabrikada işçi olarak çalışan, az maaşa sesini çıkarmadan ailesi için elinden geleni yapan kahramanlarımızı kastediyorum. Yani babalar...

        Benim kahramanım da vardiyalı çalışır. Her ne kadar aramıza  kilometreler girse de, onun en ufak surat asışı benim gözlerimden kan akmasına sebep olur. Babamdan bahsediyorum yahu. Onun benim için yaptıklarından ve benim onun için yapacaklarımdan. Ben hayatıma dört elle sarılma sebebimden bahsediyorum. Herkes seviyordur babasını, onlarında evlatlarını sevdiği gibi. Bazen sevgisini gösteremiyor tabi babalar ama her baba sever kanından olanı. Hatta kanından olmayanı bile.

        Benim kahramanım vardiyalı çalışır. Elleri çatlaklar ile dolu. Her çatlağın bir hikayesi vardır. Her hikayenin de bir kaybedeni. Yani her çatlak aslında bir kaybediştir babam için. Onun ailesini düşündüğü kadar kimsenin beni düşüneceğine inanamam ki. Şimdi omzuna yaslanıp kırıldığım ne varsa anlatmak isterdim, onu da yapamıyorum. Büyüdüğümü ve ağlamak için geç olduğunu söylüyorlar.

        Ben senin omzuna başımı bir koysam var ya üfff, ne gözyaşları akar. Acıklı romantik aptal bir film misali ağlatırız bir kesimi. Ama ne savaş anıları, ne askerlik, ne de küçüklük anıları... Ben hepsini dinlemeyi reddettim. Sen de anlatmayı kestin zaten. Tüm gün akan terine karşılık bir havlu uzatmadım sana. Affet baba...



27 Mayıs 2017 Cumartesi

Mayıs 27, 2017

"Görünen Adam" Mı?

"Görünen Adam" Mı?
görünen adam, onur ünlü, görünen adam izle, dizi yorumu, internet dizisi

          Gerek aynada görünen; görünmeyenler olsun, gerekse aynada görünmeyen; görünenler, biraz Eşref Şerif, çokça Kurtuluş ve az birazda İpek derken izleyen herkesi ekrana bağlayan yepyeni bir Onur Ünlü dizisi başladı gençler. Şu zamana kadar tavsiyem üzerine izleyen hiç kimseden olumsuz bir dönüş almadım. Harika bir dizi olduğunu söyler ve çok kısa bahsedip sözü Kurtuluş'a bırakmak isterim.

       

          Kurtuluş Göreleli bizim dünyamızdan epey farklı bir dünyada yaşayan genç ve umutsuz bir aşıktır. Hafif pısırık bir karakteri olan kurtuluşun dünyasında herkes görünmezdir. Yalnızca aksesuarlar görünür. Kişiler ise aynalar ve yansımalar aracılığıyla görünür olur. Kurtuluş "SHER TEQ" teknoloji şirketinde iletişim departmanında çalışan biridir. Şirketin sahibi Eşref Şerif ise kötü planlar peşindedir. Ve bir kaza sonucu beklenmedik biçimde Kurtuluş görünür olur. Fakat bu kez de kimse onu görmez ve aynalarda görünmez.

          Yani kısaca şöyle söyleyim gençler şu zamanın vıcık vıcık aşk dizilerine oranla bana göre bu camianın tek eksik noktası tamamlanmış oldu. Umuyorum ki daha da büyük bir kitle ile uzun yıllar devam eder. Ama içimden bir ses kısa süreli planlanmış bir proje olduğunu söylüyor derken öyle olduğunu da öğrenmiş oldum. Bu arada en önemli ayrıntıyı demedim. Dizi yalnızca youtube'da.

          Sevgili Onur Ünlü abimizden tek ricam bizi sensiz bırakma. "Onur ÜNLÜ Kafası" diye bir deyim var artık bunu da unutma. Senin izinde olanlar var... Sevgiler...



Sonra bir sabah seni gördüm. Sonra bir sabah daha gördüm. Sonra hep seni gördüm.                                                    Onur Ünlü - Beş Şehir

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Mayıs 20, 2017

İmkansızın Kavuşmak İhtimali

İmkansızın Kavuşmak İhtimali



        Şişşşt söndürün ışıkları. Dökün, ellerinize yama olmuş acıyı şu kocaman odaya. Ağrıyan bacağınızı, dönen başınızı, sızlayan sol yanınızı ve dökülürken gururunuzdan gizlemeye çalıştığınız tüm yaşınızı.

        Beni bu odada yalnız bırakın, beni karanlıkta bırakın, beni ellerimi üşütmekten alıkoyamayan aciz bir adamla bu odada bırakın. Derin nefesler çekin arada. Arada elleriniz gözyaşlarımı silsin.

        Sonra onun bakışları takılsın bana. Elimin, bedenimin, gözlerimin ve titreyen dizlerimin hesabını sorsun herkesten. Beni öyle sahiplensin ki, ben bile unutamayım bir ömür. Bir ömür ellerim yakasında asılı dursun.

Sonra çok sevsin mesela. Saçlarımı soğuk suya tutunca hızla atan kalbim, onun gözlerine denk gelince de böyle hızla çarpsın. Dudaklarımın yanında ki çukur onu görünce daha da gömülsün içeri. Sevdiğini söyleyen o adam yalnızca beni görecekse gelsin yanıma. Yoksa boş versin...

        Bencillik bu diyeceksiniz belki, belki biraz kızacak bakışlarınız bana. Belli ki daha fazla çabalamak için gücüm yok. Yani şunu diyorum, kör olalım onunla, hatta belki de çok hasta. Ama hastalığın en dayanılmaz anında gitmeyelim. Biraz anne-baba olmayı öğrenelim onunla. Biraz daha sevmeyi mesela. Ama diyorum ya zoru görünce dünyadan vazgeçelim ama birbirimizden geçmeyelim. 

        Benden şu şairliğimi alsın mesela. Düşündürecek, üzecek, hatta yazdıracak kadar çok acı yaşamama engel olsun. Beni sevmesin, oturup yanı başıma iki çift laf etmesin, saçlarıma dokunup belki biraz, kokuma nefesini katmasın, tamam bunların hiçbirini yapmasın ama yanımda kalsın biraz. Büyüyene kadar mesela, aklım başıma gelene kadar, böyle yaşamamın aptalca olduğunu söyleyene kadar mesela, acıyla yaşanmayacağını anladığımda tekrar gitsin...

        Ama tabi ben hiç büyümeyeyim, aklım hiç başıma gelmesin, böyle yaşamak aptalca gelmesin, acıyla yaşamak mutlu etsin beni. Ben biraz daha devam edeyim buralarda. Biraz dediysem 3-5 yıl falan. Sonra sorun değil bendeki deli adamı kitabımdaki satırlara gömer, unutur giderim. Unuturum dediysem öyle işte...

Meltem SERT'e sevgilerimle...